
31 Ekim 2011 Pazartesi
Nasılsa öyle yaşanacaktı
Söylenecek bir bahane hep vardır
Ha bugün yalnız
Ha günün ötesi
Seni sevmek
Beni harcamak olmayacaktı
Sana yükledigim anlamları
Senmişsin gibi düşünme
Aldanırsın...
Sen o anlamlarla
Sadece bende varsın
Ben seviyorsam
Sen bahanesin
22 Ekim 2011 Cumartesi
21 Ekim 2011 Cuma
20 Ekim 2011 Perşembe
Kurşun Kalem
>
> "Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun? Benimle ilgili bir hikáye olma ihtimali var mı?"
>
> ... Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi:
>
> "Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin."
>
> Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi;
>
> "İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki!"
>
> Büyükbaba cevap verdi:
>
> "Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri benimseyebilirsen, hep dünyayla barışık bir insan olursun."
>
> "Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Allah'dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir."
>
> "İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar."
>
> "Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli unsurlardandır."
>
> "Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, onu korumalısın."
>
> "Beşinci ve son özellik ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın . .
18 Ekim 2011 Salı
sende kalmış
Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış.
Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu
Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu
Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu
Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış.
Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,
Saçlarına hasreti tanımayan hallerim,
Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim
Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış.
Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam,
Avunabilmek için bir tavla atıyorsam,
Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam,
Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış.
Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok.
Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok.
Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok.
Aynalarda kendimi göresim sende kalmış.
Sende kalmış umudum, saadet çağım sende,
Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende,
Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende,
Can diyorum sana, can kafesim sende kalmış.
Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,
Sanki her noksanımı mecburum itirafa,
Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa
Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış.
Gel Tanrı'ya borcunu teslim etsin bu yürek,
Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,
Kelime-i Şehadet getirmem için gerek,
Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.
Cemal Safi
16 Ekim 2011 Pazar
13 Ekim 2011 Perşembe
Osho
10 Ekim 2011 Pazartesi
can yücel'i beraat ettiren fıkra..)
Yazılarında 'göt' kelimesini açık açık kullandığı için mahkemeye verilen Can Yücel, mahkemedeki sözlü savunmasını 'Ne diyeyim hakim bey? Bizim köyde göte göt derler' diye bitirir, ancak öncesinde bir de fıkra anlatır mahkemede. (Can Yücel bu davadan beraat etmiştir.)
Fıkra şöyle:
Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. Koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere.
Köylüler tabi ' Tamam doktor bey' deyip köye giderler. Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. Bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir.
Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. Ne cüret değil mi doktoru arayacak bir köylü.
Neyse durumun vahameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, 'Biz ne yapacağımızı bilemedik doktor bey' falan der. Karşıdan doktor bir şeyler söyler. Muhtar döner arkasına: 'Makattan verin dedi doktor' der. Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar falan ama makat ne bilen yoktur yine.
Hasta ise gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyor bayağı. İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bir yandan söylenmektedir: 'Çok kızacak doktor,çok! ' diye.
Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bir şeyler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner: 'Ben çok kızacak demiştim size; götüne sokun dedi'.
7 Ekim 2011 Cuma
Hiç incinmemiş gibi sev,
Hiçkimse dinlemiyormuş gibi şarkı söyle,
Dünya cennetmiş gibi yaşa...
Mark Twain
6 Ekim 2011 Perşembe
Mavraya Gelmek
Deniz Gezmiş yaparmis mavranin kralını. artık ne kadarı doğru bilinmez. odtü eyleminden sonra(?) ya da benzer bi' eylemden sonra bilindik gözaltılarından birini yaşıyor gezmiş. sorgu sual esnasında polisin tutumu ''yavrum deniz biz seni biliyoruz. sen vatanını milletini seven bi' insansın ama içinizde sizi kötü emellerine alet etmek isteyenler var. bize sadece bi' isim söyle yeter'' şeklinde olunca, nezarethane içinde iki dakikada mavra hazırlanır. deniz:
+ arkadaşlar ben daha fazla dayanamıyorum. başkanın adını söyleceğim.
- aman abi n'apıyorsun. davayı satma.
+ satarım arkadaş. bu adam bize dememiş miydi sizi koruyacam başınıza hiç bi' şeyh gelmeyecek diye?
- evet.
+ e hani. anamız ağladı burada. bana ne arkadaş ben başkanın adını vercem. memur bey! memur bey!
tabi mavra esnasında kendilerinin dinlendiğini de biliyor deniz. ve '''heh yavrum hadi söyle kimmiş bu adam?'' sorusuna dönemin istanbulü hukuk fak. dekanının ismini yapıştırıyor.
bu yanıt ve mavra neyse de peki ya bu mavrayı 3 günde çözemeyip dekanı gözaltına almaya çalışan polise ne demeli. iyi atarmış mavraları rahmetli.
Burada denizin yaptigi "mavra atmak", polisinki ise "mavraya gelmek"
Ahmet Hakan'in Aydin Boysan ile ilgili tweetine yazdigi bir cumle soyle;
"@ahmethc: 90 yasında ama mavraya gelişi mükemmel."
5 Ekim 2011 Çarşamba
4 Ekim 2011 Salı
3 Ekim 2011 Pazartesi
Aklınıza kim geldi de gülümsüyorsunuz?
1-)Dizilerdeki oyuncularla sohbet etme . " Gitme oraya gitme öleceksin" ve benzerleri.
2-)Yolda yürüyen arkadaşının üstüne araba sürmek
3-)Yemek sonrası, ıslak mendille eli silip, boşa gitmesin diye aynı mendille masayı ve ardından ayakkabıları silmek
4-)Misafirle otururken yapamadığı muhabbeti giderken kapı önünde yapmak
5-) Çorabının kirli olup olmadığını koklayarak anlamak..
6-)Bulmacalarda adam kadın fark etmeden herkese sakal bıyık çizmek
7-)Misafirliğe gelen çocuğa ''Sen burada kal da bizim oğlumuz ol'' demek
8-)Şampuan bittiği zaman çoğaltmak için içine su dökmek
9-)Kafasına kuş şey ettiğinde ,gidip şans oyunları oynamak.
10-)İçeri girdiğin de "geldin mi?" sorusuyla karşı karşıya kalmak
11-)Otobüste yaşlılara yer vermemek için uyuyor numarası yapmak
12-)Aynı denizin içinde hem yüzebilen, hem işeyebilen, hem sevişebilen, hem de balık tutup yiyebilen tek canlı
13-)Evde ailece izlenen film de öpüşme sahnesi çıktığında sessizlik hakim olur..
14-)Göremeyeceği halde geçen ambulansın içine bakmaya çalışmak.
15-)Dürümün son lokmasıyla ayranın son yudumunu denk getirmek.
16-) 6 aydır fırçalanmayan dişi, dişçiye giderken ayıp olmasın diye fırçalamak..
17-)Bir şey ikram edilince kibarlık olsun diye "çok sağ ol" diyerek reddedip ısrar gelmeyince aç kalmak
18-)Olmayan bir şeyin yokluğunu sorgulamak -ekmek var mı? -yok - hiç mi yok ?
19-)Misafirliğe gittiği evde havlu bulamayınca elini yüzünü kapının arkasında asili bornozlara silmek..


