19 Kasım 2012 Pazartesi
17 Kasım 2012 Cumartesi
30 Eylül 2012 Pazar
HERŞEY SENDE GİZLİ
kanatlarin çirpindigi kadar hafif..
kalbinin attigi kadar canlisin
gözlerinin uzagi gördügü kadar genç...
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü...
ne renk olursa olsun kasin gözün
karsindakinin gördügüdür rengin...
yasadiklarini kar sayma
yasadiklarin kadar yakinsin sonuna;
ne kadar yasarsan yasa
sevdigin kadardir ömrün...
gülebildgin kadar mutlusun
üzülme bil ki agladigin kadar güleceksin....
sakin bitti sanma herseyi,
sevdigin kadar sevileceksin
günesin dogusundadir doganin sana verdigi deger
ve karsindakine deger verdigin kadar insansin...
birgün yalan söyleyeceksen eger
birak karsindaki sana güvendigi kadar inansin.
ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin...
unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin
günesin seni isittigi kadar sicak,
kendini yanliz hissettigin kadar yanlizsin
ve güçlü hissettigin kadar güçlü
kendini güzel hissettigin kadar güzelsin....
iste budur hayat!!!
iste budur yasamak....
bunu hatirladigin kadar yasarsin
bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar üsürsün
ve karsindakini unuttugun kadar çabuk unutulursun...
çiçek sulandigi kadar güzeldir...
kuslar ötebildigi kadar sevimli...
bebek agladigi kadar bebektir...
ve herseyi ögrenebildigin kadar bilirsin bunuda ögren;
sevdigin kadar
sevilirsin.......
can YÜCEL
GELDİ GEÇTİ ÖMRÜM BENİM
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi
İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi
Miskin adem-oğlanını
Benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi
Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür gibi
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi
Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi
Bir miskini gördün ise
Bir eskice verdin ise
Yarın anda sana gele
Hulle donun biçmiş gibi
Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meger Hızır, İlyas ola
Ãb-i hayat içmiş gibi
YunusE
Can(an)
Bu bir sırdır emanettir veremem
Belki dağlar kadar büyümem amma
Cevizin de kabuğuna giremem
Hasta odur sabır ile inleye
Bundan sonra zevkle bakmam aynaya
Çünkü onda iç yüzümü göremem
Kulaksız işitmek dilsiz ifade
Canım cananındır edem iade
Vücut bir camidir vicdan seccade
Onun bunun çıkarına seremem
Azrail gelmesin canım almaya
Bir canım var cananındır veremem
13 Nisan 2012 Cuma
10 Nisan 2012 Salı
Yasak Elma
Sabır öğrendim sayende biz neleri aştık.
Böylesine benzemez imkansız iki insan,
Sırılsıklam körkütük kanunsuz iki şaşkın.
Yasak elmam, günahın mayhoş tadından geçemedim hiç,
Deli goncam, ayıbim sana paha biçemedim hiç.
Bilirim ki kavuşmak değildir aşk
Kavuşamamak, sarı hurmam,
Nefesini nefesime doya doya çekemedim hiç.
Su akar yolunu bulur, ödülde cezada kabul.
Ölüm gibi doğum gibi, ol de olur.
Yunuslar geçti bugün balıkçılarla boğazdan,
Yatsıda karadenizde dinlenirler birazdan.
Karşı sahilden rüzgar ve o mahur bestesi, ağlıyoruz,
Attila İlhan, ben ve Müjgan
27 Mart 2012 Salı
ve sırf laf olsun diye günlerini geçirme...
Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan;
bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev...
Hayatını o şekilde yaşa ki;
her an kendi elini sıkabilesin
ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki;
gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine “Ben elimden geleni yaptım” diyebilesin...
Düşüncelerin neyse hayatın da odur...
Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan
düşüncelerini değiştir...
( Shakespeare)
22 Mart 2012 Perşembe
"Bugün dünyada, erkekleri gençleştirmek için Viagra’ya ve kadınların silikonlarına, Alzheimer hastalığını iyileştirme araştırmalarından beş kat daha fazla yatırım yapılmaktadır.
Bundan dolayı, birkaç yıl sonra, dik memeli ihtiyar kadınlar ve sert ihtiyar erkekler olacak ama bunun ne işe yaradığını hatırlamayacaklar" .
27 Şubat 2012 Pazartesi
OSMANLIDA BIR KABINE KRIZI
Hakani Mehmet Bey, kelimenin tam anlamiyla divan efendisi ve divan sairiydi. Osmanlinin her turllu idari ve siyasi gorusmelerinin yapildigi divanda alinan kararlari zapta gecirmekti gorevi.
Evindeki divanda cok oturmaya vakti yoktu ama siirlerini derledigi bir divani vardi.
Fuzuli kadar olmasada arada sirada bu divan sayfalarina guzel gazeller yaziyordu.
Edirnekapi civarinda katipler icin ayrilan lojmanda oturuyordu.
Hazreti Muhammedin ruh ve bedeni guzelliklerini anlatan 'Hilye-i Saadet' adli mustesna kitabi yazigi vakit, Fatih Sultan Muhammet Han, kendisine telif ucreti olmak uzere cizye kabilinden bir hediye vermek istemis.
Ancak boylesi guzel bir kitaba ne verse yetersiz kalir diye dusunup 'SORULA', 'NEYE IHTIYACI VARSA O VERILE' diye buyurmus vezirlerine.
Vezirler 'dile bizden ne dilersen' diye sormuslar Hakani Mehmet bey'e
O dahi 'ozur dilerim, ben yazdigim kitabin caizesini ote dunyada efendimiz'in (S.A.V) bizzat kendisinden dileyecegim. Burada birsey almayi ucuzluk sayarim!' demesin mi?
Israrlar faide vermeyince bir kabine krizi cikmis sarayda.
'Bunu hunkara nasil soyleriz!' Endisesiyle israr etmisler birsey istemesi icin. 'Hunkar emridir geri cevrilmez!' demisler.
Mehmet bey'in dedigi dedik, bir sey istemez, vezirler de 'mutlaka isteyeceksin!' diye neredeyse falakaya yatiracaklar zavalliyi.
'Bari herkesin gonlu olsun,' diye, 'artik yaslandim, eger mutlaka bir ihsanda bulunulacaksa yagmurda camurda evime giderken pek muskilat cekiyorum, ata binmeme musade buyrulsun!'
'Tamam! Derhal sana bir at alalim!' demisler.
Ne var ki, buna da yeniceri agasi itiraz etmis. 'Nizam-i alemdir, sehir icinde at ile dolasabileceklerin rutbeleri ve kimlikleri bellidir, kadim toreyi korumak vazifemdir, zinhar olmaz!'
Sonunda Mehmet bey'e Sirkeciden Cigaloglu Sinan Pasa'nin koskune cikan yokusta bir ev satin alinip iki gun icinde Edirnekapisindaki hanesi buraya nakletmisler de herkes rahat bir nefes alip hunkara fedback yapabilmisler.
23 Ocak 2012 Pazartesi
De (dem)
Rahmetli dedem, ninemi umreye götürmeye karar vermişti.
Döndüğünde dedem anlatıyor.
-Tam kebeye dokunmamıza bir metre bir mesafe kalmıştı. Ninen arkadan seslendi “dur hele herif!”
Ses tonundan bir aksilik yapacağını anladım ve yüz mimiklerimi okumasın diye arkama dönmeden sordum.
- “Durulacak zaman mı şimdi! Tam tavafın ortasındayız?”
-“Dinine, imanına, bu mübarek yerin hatırına doğruyu söyle; “beni hiç aldattın mı?”
Damağım kurudu, dilim damağıma yapıştı , bir an yutkunamadım.
İçimden, “yine yapacağını yaptın len karı” diye kızarken, bir taraftan da ne cevap vereceğimi düşünüyordum.
Dedim ki içimden; “hikmetinden sual olmaz rabbim! Sen affedersin ama bu karı beni affetmez.”
“Bu yaştan sonra kalırım ortada”
Kalbimi göstererek,
- “Senin yerin burası hanım! Olur mu hiç öyle şey ” dedim.





