30 Kasım 2010 Salı

İBLİS

Miyaw Haw(ing)

Farenin burnuna nefis peynir kokusu geliyordu. Deliginden basini disari cikarinca lanet kedinin sesini duydu ve deligine geri cekildi.

Ertesi gun bu olay ayni sekilde tekrar etti.

Ucuncu gun fare iyice acikmisti. Kediyi nasil atlatabilirim dusuncesiyle basini deliginde cikardiginda, kedi sesi degil kopek havlamasi duyunca sevindi ve rahatladi. Demekki ev sahipleri kediyi gonderip, kopek almislardi. Deliginden cikarak peynir kokusuna dogru keyifle yurumeye basladi.

Odanin kosesine gizlenen kedi, bir sicrayista fareyi yakaladi ve kendisini merakla izleyen yavrusuna;

-Bak yavrum ! Gordun mu yabanci bir dil bilmenin faydasini....:)


Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

29 Kasım 2010 Pazartesi

AKSİ SEDA

Canım acıyor, sol yanımdan başlayıp dört yanımda kol gezen sızılarım var. Nedenini, yerini, neyini, nasılını bilmediğim, yokladıkça kendimi çoklaşan, çoklaştıkça adsızlaşan sızılar bunlar. Aksini aynada göstermeyen bir yüzüm var benim, umursamadıkça ben, benimle inatlaşan. O söylüyor görmezden gelemeyeceğimi. Yok saymak gerçekten olmadığı anlamına gelmiyor ona göre. Ama yanılıyor...

Gözlerimi dikip tam içine bakıyorum hayatın. Yok saymak gerçekten YOK ETMEK aslında.

Sana sunulan sevgiyi yok sayıyorsan, yok ediyorsun bir süre sonra.

Uzatılan eli yok sayıyorsan, geç oluyor kabul edip uzandığında.

Seni kucaklayan şefkati yok sayıyorsan, soğutuyorsun yerinde.

Aşkla bakan bir çift gözse yok saydığın, aşkı yok ediyorsun karşındakinde.

Hayalini yok sayarsan, aslı var olmuyor hiçbir zaman.

Yalansa yok saydığın eğer, gerçeğini,

Gerçekse yok saydığın, kendini kaybediyorsun.

Yaralı bir hayvansa yok saydığın, bir canı,

Muhtaç bir insansa eğer, yaşanmışlıklarını yok ediyorsun.

Hiç olmamışlar, zaten yokmuşlar gibi...

Özetle yanılıyorsun YOK SAYMAK, YOK ETMEKTİR.

Bende akissiz beni ve inceden sızımı yok sayıyorum, yok etmek için…

Deniz

DENKLEMLER

denklemler
AŞK ARİTMETİGİ
* Akıllı erkek + Akıllı kadın = aşk
* Akıllı erkek + Aptal kadın = ilişki
* Aptal erk...ek + Akıllı kadın = evlilik
* Aptal erkek + Aptal kadın = hamilelik

OFIS ARİTMETİGİ
* Akıllı patron + Akıllı eleman = kar
* Akıllı patron + Aptal eleman = üretim
* Aptal patron + Akıllı eleman = terfi
* Aptal patron + Aptal eleman = fazla mesai

ALISVERIS ARİTMETİGİ
* Bir erkek kendisine gerekli olan ürünü almak için 1 liralık ürüne 2 lira öder.
* Bir kadın kendisine gerekmeyen ürünü almak için 2 liralık ürüne 1 lira öder.

GENEL FORMÜLLER VE İSTATİSTİKİ VERİLER
* Bir kadının gelecek endişesi evlenene kadar sürer.
* Bir erkeğin gelecek endişesi evlenince başlar.
* Başarılı bir erkek eşinin harcayabileceğinden daha fazla geliri olandır.
* Başarılı bir kadın böyle bir erkeği evliliğe ikna edebilendir.

MUTLULUK
* Bir erkekle mutlu olabilmek için onu çok iyi anlamak ve az sevmek gerekir.
* Bir kadınla mutlu olabilmek için onu çok sevmek ve anlamaya çalısmamak gerekir.

UZUN YAŞAM
* Evli erkekler bekar erkeklerden daha uzun yaşar ama daha erken ölmek isterler.

DEĞİŞİM ORANI
* Bir kadın kocasınin değişeceği inancıyla evlenir ama erkek değişmez.
* Bir erkek karısının değişmeyeceği inancıyla evlenir ama kadın değişir.

TARTIŞMA TEKNIKLERI
* Kadın bir tartışmada her zaman son sözü söyler. Bu sözden sonra erkeğin söyleyeceği her şey yeni bir tartışma konusudur.

RİSK

Gülmek; "SAF" denme riskini göze almaktır.

Ağlamak ise; "DUYGUSAL" görünme riskini...

Birine yakınlaşmak; "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini,

Duygularını açmak; "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini,

Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;

"ONLARI BAŞKASINA KAPTIRMA" riskini göze almaktır.

Sevmek; "KARŞILIK GÖREMEME" riskini...

Yaşamak ise; "ÖLME" riskini göze almaktır.

Umutlanmak; "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini

Çabalamak ise; "BAŞARISIZ OLMA" riskini göze almaktır...

Ama riskler yaşanmalıdır,
çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden konunabilir
ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.


Leo F.Buscaglia

28 Kasım 2010 Pazar

Cevap veriyorum "Zamanla herşey geçer" diyen akıllılara; "Geçen tek şey zamandır" anlayan, anlatsın anlamayanlara.
[Cemal Süreya]

Candan Erçetin-Meğer

Ben ne çok hata yapmışım
Gözüm kapalı bakmışım
Yıllar geçmiş ben saymışım
Dostum sanıp aldanmışım meğer

Yıllarca sürer sanmışım
Boşa kalbimi açmışım
Vakit kaybıydı diyemem ama
Sen hiç dostum olmamışsın meğer

Olsun varsın pişman değilim
Biraz üzüldüm hepsi bu
Ağlamam artık gidenlere
Ağlamam artık bitenlere
Ağlamam artık üzenlere
İhanet edenlere

Ben ne çok hata yapmışım
Seni yokken var saymışım
Yollar gitmiş ben kalmışım
Aşkım deyip hapsolmuşum meğer

Bir ömür sürer sanmışım
Ben boşa kürek çekmişim
Vakit kaybıydı diyemem ama
Senden çoktan vazgeçmişim meğer

AFRİKALI ZENCİ ÇOCUĞUN ŞİİRİ


Doğduğumda siyahtım
Büyürken siyahtım
Güneşe çıktığımda siyahtım
Korkunca siyahtım
Hastayken siyahtım
Öldüğümde hala s...iyahım!

Ve sen beyaz çocuk:

Doğduğunda pembesin
Büyürken beyazsın
Güneş'e çıktığında kırmız...ı
Üşüdüğünde mor
Korktuğunda sarı
Hastayken yeşil
Öldüğünde de grisin!
Sen şimdi bana hala
"RENKLİ" mi diyorsun?

Soru (?)


tanrıya şöyle soruyordu gözü tok yoksulun biri;
ben yoksulum, bu derdimden hiç mi hiç yakınamam sana
ama, bağışla n'olur, meleklerine izin veren sen misin
kişiliksiz alçaklara devleti ve zenginliği dağıtmak için?

Muhammet İkbal

27 Kasım 2010 Cumartesi

ADAM

adam
ne zaman adam gibi adam oluyor insan?
çok gezdiğinde mi? çok gördüğünde mi? çok bildiğinde mi?
çok ünlü, çok zengin olduğunda mı?
çok sevildiğinde mi ?
yoksa bunların hepsi bi kenara; adam gibi sevdiğinde mi?

İLKELERİN OLACAK

İlkelerin olacak
Seni satın alamayacaklar
Aptalların uydurduğu
atasözlerine inanmayacaksın:
"Paranın satın alamayacagı şey yoktur."
"Herkesin fiyatı vardır."
gibi sözlere kanmayacaksın.
Onurunla, kimliğinle ve
beyninle yaşayacaksın.
Üreteceksin,seveceksin,
sevileceksin,inançlarının
arkasında duracaksın,
Sevgilerin karşılıksız,
yardımların gizli olacak.
Seni attan , ottan ayıran
özelliğin farkına varacaksın.
Çünkü sen insansın.
Ve bunu yakaladığın gün,
bembeyaz yaşayacaksın.



MUJDAT GEZEN
“Hayatın ilk elli yılı metin, geri kalanı yorumdur.”

Arthur Schopenhauer

26 Kasım 2010 Cuma

Nezaket (siz)


Babam beni başkalarına anlatırken, "Çok yaramaz ama dersleri hep pekiyi" der, gurur duyarcasına gözleri ışıldardı. Beş yaşındaydım. Kaydımı yaptırmadan ilkokula gönderdiler. Tomris öğretmen, benim için "Kayıtlı olsaydı, sınıfı geçireceğim ilk öğrencim olurdu."dermiş babama. Haşarı bir çocuktum ama ilkokuldayken hep okul birincisiydim. Bu hep böyle devam etmedi tabi ki.
İlkokulun ikinci sınıfındaydık. Öğretmenler sabah minibüsle şehirden gelirlerdi. Çok severdim öğretmenimi. Gördüğüm en genç ve güzel öğretmendi ve bize çok şey öğretme çabasındaydı. Bizi okutan Nezaket öğretmenin alnı ile burnu arası,  diğer insanların aksine  "çukur" değil "tepe" idi. Onunla konuşurken gözüm hep o tepe ye takılır, “olmasaydı daha mı güzel olurdu?”nun hesabını yapardım.
Kışın sınıflara soba kurulurdu. Her gün bir öğrenci soba için odun getirir, ilk ders sobayı yakmakla geçerdi. En eziyetli kısmı buydu, güne başlamanın.
Yine zemheri bir ayaz sabahı, sobayı yakmak için uğraşıyorduk. Getirilen odun hiç tutuşacak gibi değildi. Öğretmenimiz; "gazyağı olsa kolayca tutuşur, yoksa bu odunların yanacağı yok" dedi. Sobanın etrafında etten duvar örmüş, ellerimizi birbirine sürerek ısıtmaya çalışıyor, odunların tutuşmasını bekliyorduk.
Bizde gazyağı vardı ama odun getirme ve soba yakma sıramı iki gün önce savuşturmuştum ben.
Nezaket öğretmen çantasından iki buçuk lira çıkartarak bana uzattı. "Git gazyağı getir!" dedi. Evimizle okul arasında okul bahçesi, duvarı ve bir yol vardı. Bir çırpıda koşup beraberimde götürdüğüm cam şişeyi doldurdum evde. Bir parmak kalmıştı şişenin dolmasına. Annem itiraz etti, çok oldu diye. "Parasıyla" deyince ses çıkarmadı ama parayı da benden almadı.
Gazyağını o tarihlerde lambalarda kullanıyorduk, gece evi aydınlatmak ve ders çalışmak için. Bir nevi medeniyetin ışığıydı gaz yağı o tarihlerde. Şimdi düşündükçe gözlerim doluyor. Yoksulluğun diz boyu olduğu günlerdi. Yoksullukla, bakış açın aynı paraleldeyken bunu hissetmen mümkün olmuyor. Farklı hayatlarla mukayese imkânı doğunca görebiliyorsun durumunu.
Nefes nefese sınıfa girdiğimde, soğuktan yanaklarım al al olmuştu. Öğretmenim şişeyi aldı eline, göz hizasına kaldırdı, baktı, dudağını büktü. Sonra odunların üzerine döküp kibriti çaktı. Nihayet o beklenen alevi görmüştük.
"Para nerede?" diye sordu Öğretmenim. Cebimdeydi. Soğuktan uyuşmuş elimi cebime sokup, parayı çıkardım ve avucumun içinde öğretmene gösterdim. Bir hamlede uzandı ve parayı avucumdan alıp çantasına attı.
Her şey bir anda olmuş, elim öylece açık bir halde kalakalmıştım. Soramadım niye aldığını. Akşama kadar bekledim. Belki fazla bulmuştur, bozdurup daha az bir tutarı verecek diye. Ama öğretmen bu konuyu ima eder bir davranışta bile bulunmadı bir daha.
Anneme söyleyemedim bunu. O da bir haftalık harçlığıma saydı gazyağı parasını. Şişe sınıfın kösesinde durdu bir hafta boyunca. Her sabah sobayı tutuşturuyorlardı. Ben bir fırsatını bulup tekmeleyerek parçalamak istiyordum şişeyi. Kendimi kandırılmış hissediyordum.
Öğretmenime olan ilgim gittikçe azaldı. Ne söylerse söylesin kabul edecek ve ikna olacaktım. Sadece bir açıklama yapması yeterdi bana. Yapmadı. Öğrenme hevesim nefrete, günlerim eziyete dönüştü. Bedenim okulda, ruhum sokaklarda misket peşinde koşuyordu. Allahtan yıl sonunda Nezaket öğretmenin tayini çıktı ve gitti. Veda ederken elini öpmedim. Kırk yaşındayım hala anlayabilmiş değilim Nezaket öğretmenin bu nezaketsiz davranışının nedenini. Hala bir açıklama bekliyorum... Hayatta mı? Bilmiyorum. Değilse eğer, ben hakkımı helal ediyorum ona.
Neden mi?
Her derde merhem olacağı söylenen zaman, bana, hoşgörümü, acılarımın ve nefretimin üzerine örtecek fırsatı verdi de ondan..
İLKE

Candan ümidi kesebilirsiniz; ama can dostlarıyla irtibatı kesmek güçtür.

Hz. Mevlana

O BİZİM GÖZ BEBEĞİMİZDİR !!


Aklımızda ve gönlümüzde sonsuza dek yaşayacaktır!


25 Kasım 2010 Perşembe

Ve dostun biri sana kötülük ederse, şöyle de: Bana ettiğini sana bağışlıyorum; ''ama kendine ettiğini, -onu nasıl bağışlarım!?"

Nietzsche

ÖZETLE HAYAT

-işte hayatın özeti....

bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş. hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karın üstüne düşmüş. kuş çaresiz soğuk karın üstünde ölümü beklerken, ordan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. kuş öyle bir sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, kalkıp ineği dövecek....
bir de bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, yaşama dönmüş. öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, ordan geçen bir kedi bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. kuş buna çok sevinmiş tam kediye teşekkür edecekmiş ki kedi onu yemiş.


demek ki neymiş:

1- her üstüne sıçanı düşman sanma !

2- seni her boktan çıkaranı dostun sanma !

3- en önemlisi, bokun içinde mutluysan sesini çıkarma !

MUTLULUK

gelin-kaynana

Her gün yamaçtan tarlalarina ekine giden bi gelin-kaynana varmiş.
Iki adam gelinle kaynanayi gozlerine kestirmisler. 
Bunlari alip kaldiralim, diye dusunmeye baslamislar..
Bi gun, gelinle kaynana tarlaya giderken ortalığı yıkan bi aglama duymuslar..
dinlemisler ki, kulubeden geliyor.. çıkalım bi bakalim, demisler..
gidip kapiyi calmislar..adamlardan biri acmis..
kaynana 'hayirdir' demis 'ne oldu ? '
adam demis ki 'cenazemiz var...buyrun iceri' 
gelin kaynana iceri girmisler...giris o giris...!!!!
adamlar islerini halletmişler.. neyse..gelin kaynana evden çikmişlar.. 
gelin sormuş, ana be, naapcaz simdi ? '
kaynana cevap vermis, 
valla gelin seni bilmem ama, ben yedisine de gelicem kırkına da'
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Seninki kaç santim? - Greenpeace

Seninki kaç santim? - Greenpeace
BEN BİR KADINIM!

Ben bir kadınım; doğduğumda aileme çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşatmak dışında soy devam ettirebilme yeteneği taşımadığımdan çoğu zaman evlattan sayılmayan...

Ben bir kadınım; okulda ağabeylerime kaç kardeşsiniz sorusu sorulduğunda 'iki kardeşiz bir de kız var' yanıtı verdiren.
...
Ben bir kadınım; ilk oyuncağı bebek olan; çünkü büyüdüğünde en önemli işi çocuk doğurup bakmak olacak olan...

Ben bir kadınım; biraz haylaz ve hırçınsam 'erkek Fatma' diye anılan...

Ben bir kadınım; uslu ol, hanım hanımcık dur, fingirdeme sözlerini pek küçücükken duymaya başlayan...

Ben bir kadınım; ev içi işleri yapmayı öğrenerek geçirdiğim çocukluğum yüzünden aslında gelişebilecek bir çok yeteneğimi açığa çıkarma fırsatı bulamayan...

Ben bir kadınım; okumasına ne gerek var, zaten evlenecek o denilen. Ne kadar okuyacağına bile evin erkeği tarafından karar verilen...

Ben bir kadınım; törelerin zincirinden hala kendini kurtaramayan... Hala töre cinayetlerine kurban giden... İşlenen cinayette hem kurban hem de suçlu olan...

Ben bir kadınım; sokakta saldırıya uğrasam o saatte orada ne işi vardı denilen...

Ben bir kadınım; aynı emeği harcadığım bir erkekten çok daha az kazanan... ev içinde harcadığım emek ise hiçe sayılan...

Ben bir kadınım; her başarılı erkeğin arkasında duran.. bir türlü kendi başarılarıyla anılamayan... O başarılı erkek için hiç durmadan çalışan...

Ben bir kadınım; bana dayatılan güzellik anlayışları içinde çırpınan... bu çırpınış sırasında bir anda metalaştırılan.

Ben bir kadınım; başarmaya başladığım her işin arkasında garip yatak odası hikayeleriyle anılan...

Ben bir kadınım; doğduğunda babasına, evlendiğinde kocasına ait olan...

Ben bir kadınım; oynak kalçalarımla anılan ve dünyanın en büyük şairlerinden biri için bile 'bizim' kadınlarımız olan.

Ben bir kadınım; başarılı erkek nesline ilk günahını işleten...

Evet ben bir kadınım; gelecek güzel günlere gebe... içinde taşıdığı umudu yarınlara sunmaya hazır. Karların arasından boynunu uzatan çiğdemlerle galanthusların naifliğini ve bu görüntünün altındaki inanılmaz direngenliği taşıyan... kimsenin olmayan, kimseye sahip olma telaşı da taşımayan... hayatını kendi ellerine almak isteyen... sunulan kandırmaca haklarla yetinmeyecek olan. Emeğimin hakkı için yıllarca önce kazandığım bir günün içini çiçeklerle, böceklerle boşaltmanıza izin vermeyecek olan.

Ben bir kadınım; umudum ben...
See More

24 Kasım 2010 Çarşamba

HUGO'NUN DUVARI

Fransa'da Bir Gazeteci Victor Hugo’ya Soru Soruyor;

“Eserleriniz ve siz bugüne dek çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bunlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?”

Hugo anlatıyor:

''Karlı bir kış gecesiydi. eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi.

Var gücümle uşağıma seslendim: ‘igooooooor!’ defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam atlas okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte anlayın dostlar... Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu.

Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum. arabacı nefret dolu bir sesle ‘seni haddini bilmez, buruşuk Şerefsizzz adi ! o işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!’ dedi. İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.”


NATURLICH

- Alo, naber?
- İyiyim bitanem, sen nasılsın?
- Naapiyodun?
- Hiiiç, bi film izliyodum öylesine.
- Adı ne?
- Bilmiyorum ki. Yabancı bi isim. Kadın temalı Avrupa filmlerinden biri işte.
- Sanat filmi yani.
- Tabii tabii. Alman dışa vurumculuğunun izlerini taşıyor iste. Öyle gölge oyunları karakterlerin ruh dünyasını ifade ediş biçimi falan ilginç.
- Konusu ne?
- Ya işte erkek egemen bi dünya. Kadınları sürekli eziyolar. 
Konuşturmuyolar. Ne zaman bi laf söyleyecek olsalar hemen ağızlarına tıkıyolar. İşte böyle dayatmacı bi toplum, zorlanan kadınlar vs.
- Düzen eleştirisi yani ?
- Tabii canım bi görsen, düzen düzene... 
- ......................... (sessizlik)
- .........................
- Allah belanı versin Necmi yine Alman pornosu seyrediyodun di mi?

benim olmazsan taciz ederim... :DDD

21 Kasım 2010 Pazar

SURET

Suret

Sen değildin görüş günü tel örgüden
görünen,
Boncuklarla işlediğim suretindi o senin;
...Gölgenin güneşe nisbeti,
leylim
Hem seni ben, seni görmekle görmüş değilim,
Görmedikce gözlerinin
gördüğünü tekmil;
Sabahları çarşıya giderken, örneğin,
Gece dışarıda
kalmış

can yücel

iyilik mi yoksa kötülük mü

Bazen MELEKler kıskanır masumiyetimizi,
Bazen kötülüğümüzü görür de kaçacak yer arar ŞEYTAN,
HAYAT sekle sokulmaz,
NEFES hapsedilmez,
İSTEK bağlanmaz,
NEFS hiçbir zaman tümüyle öldürülmez,
İYİ mi yararlıdır ?
Yoksa KÖTÜ mü ?
Her zaman BİLİNMEZ,
Gün gelir bir KÖTÜLÜK, bin İYİLİK ten daha faydalı olur.

                 Rumi

20 Kasım 2010 Cumartesi

DEVRİMİN SELAMI VAR

Sen bir rota çizmiş olsan da kesinkes, yolun hep bir planı vardır senin hakkında. Yolları yolculuk, yola çıkanı yolcu yapan budur. Aldanmazsan. Kapılmaz ve yanılmazsan varamazsın yolun gideceği yere. Yolculuğun gizi budur: Kaybetmezsen yolunu bulmazsın aslında.

Bir soru’n olmalı mutlaka. O soruyu sormalısın, kimsenin anlamadığı bir dilde konuşan ve hep aynı cümleyi tekrar eden bir derviş gibi döne döne aynı soruyu sormalısın. Cevap, başlangıçta tahmin ettiğinden ne kadar uzakta ise gerçeğe o kadar yakındır. Sarsılmamışsan, soru’nu kaybetmekten korkmuşsan, hiçbir yere gitmemişsindir aslında.

Düzenin bozulmalı. Evden çıkmak budur aslında. Yolculuk, bir düşmek ve kalkmak meselesidir. Eve yaralarla dönülmüyorsa hiç gidilmemiştir…

Sadece uzaklardan gelenler bilirler evlerinin kokusunu. Yollara, evlerimizi anlamak için çıkılır. Fakat yolda bulduğun cevaplar eve geldiğinde, yakalanmış kelebeğin renklerinin sönmesi gibi parça parça dağılır. Yola ait cümleler, yazık ki hep yolda kalır. Onlar, yolun cevaplarıdır. Döndüğünde anlatacağın hep biraz renksiz bir hikayedir. Cevaplar, suyun altında çok renkli görünen ama sudan çıkarıp kuruduğunda renkleri sönen çakıl taşları gibidir. Bu, sana böyle gelir. Oysa yeni çocukların yeni yollara çıkması için o çakıl taşlarını getirmek, sözün büyülü suyuyla yeniden ıslatmak, renklerini yeniden canlandırmak gerekir.

Göz doyar mı? Ne kadar görse doyar? Bazı gözlerin ne görse öğüten bir bakışı vardır; doymaz kapanana kadar. Akıl kaç soruyu cevapladığında soru sormaz artık? Belki akıl, cevapladıkça çoğaltır soruları. Kaç yüz gördüğünde görmüş olursun bütün yüzleri? Kaç tanışma sona erdirir şaşırmayı? Göğüs ne zaman sonuna kadar doymuş olur aldığı nefeslerden? Son nefesini verdiğinde mi?

Bazısı insanların, durulmadan ölür. Kimisi yosun tutmaz hiç. Dünya ve insanlık, o insanların hayalleriyle iyileşir.

09 Ağustos 2005

Ece Temelkuran

Vaya Con Dios-Nah neh nah

19 Kasım 2010 Cuma

BIR CIVI YUZUNDEN
BIR NAL KAYBEDILDI
BIR NAL YUZUNDEN
BIR AT KAYBEDILDI
BIR AT YUZUNDEN
BIR YIGIT KAYBEDILDI
BIR YIGIT YUZUNDEN
BIR MESAJ KAYBEDILDI
BIR MESAJ YUZUNDEN
BIR SAVAS KAYBEDILDI
BIR SAVAS YUZUNDEN
BIR DEVLET KAYBEDILDI

BIR CIVI YUZUNDEN...

BASIT SANDIGINIZ SEYLERI KUCUK SANMAYIN,BAZEN COK SEY KAYBETMEYE SEBEB OLABILIR.
Sen seni seveni görmeyecek kadar körsen, Seni sevende seni sevdiğini söylemeyecek kadar gururludur ...

...................

Yakışıklı Alımlı Bir Erkek Yolda Yürüyordu.
Arkasından Güzel Bir Kiz Yaklaştı Ve Sizi Çok Seviyorum..
Ne Olur Bana Karşılık Verin Dedi. Genç ;
Benden Sana Yar Olmaz. Bak Arkamdan Abim Geliyor,
O Daha Yakışıklı, Seni hem Mutlu Eder Dedi.
...Kız Arkasına Baktığında Çirkin’mi Çirkin Bir Erkek Geliyordu. Kız ; Ben Sizi İstiyorum Dedi. Gencin Cevabı ; Eğer Beni Gerçekten İsteseydin Dönüp Arkana Bakmazdın..!

düşündüren karikatürler








sen ne kadar konuşursan konuş anlattıkların karşındakinin anladığı kadardır ....

Bir
profesör konferans vermek üzere salona girmiş.
Ama bakmış ki salon,
...ön sırada oturan seyis dışında boşmuş.
Konuşup konuşmama konusunda
tereddüde düşen Profesör sonunda seyise sormuş:
- Buradaki tek kişi
sensin. Sana göre konuşmalı mıyım, yoksa konuşmamalı mıyım?
Seyis
cevap vermiş:
- Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan
anlamam.Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin
kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim.Bu sözlere hak veren Profesör
konferansa başlamiş.İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş, konferanstan
sonra da kendini mutlu hissetmiş, dinleyicisinin de konferansın çok iyi
olduğunu onaylanmasını isteyerek sormuş:
- Konuşmamı nasıl buldun?
Seyis
cevap vermiş:
- Hocam sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu
konulardan pek anlamadığımı söylemiştim.Gene de eğer ahıra gelir, biri
dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim ama elimdeki tüm
yemi ona verip de hayvanı çatlatmazdım...
Yalan zeka işidir, Dürüstlük ise cesaret. Eğer zekan yetmiyorsa yalan söylemeye, Cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene.
// Victor Hugo //

el-cevap..........

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancagızım
Ne kadar söz varsa, düne ait
Simdi yeni şeyler söylemek lazım

rumi

18 Kasım 2010 Perşembe




CMYLMZ Soru&Cevap (Yeni)

http://gunlukfilm.com/cem-yilmaz-cmylmz-soru-cevap-izle.html#more-9300

:)


Hararet ateştedir, saçta değil
Keramet baştadır, taçta değil
Her ne ararsan, kendinde ara
Mekke'de, Kudüs'te, Hac'ta değil.

Hacı Bektaş Veli

Özgürlükten Kaçış

“Kısaca özetlemek gerekirse, birey, kendi olmaktan çıkar; kültürel kalıpların kendisine sunduğu kişiliği tümüyle benimser; böylece tıpkı diğerleri gibi ve onların kendisinden beklediği gibi olur. “ben” ile dünya arasındaki tutarsızlık ve onunla birlikte de, bilinçli yalnızlık ve güçsüzlük duygusu ortadan kalkar. Bu mekânizma, bazı hay...vanların kendilerini korumak üzere renk değiştirmesiyle kıyaslanabilir. Onlar da kendi çevrelerine o kadar benzerler ki, çevrelerinden neredeyse ayırt edilemezler. Kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur, ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. Ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir. “
E. Fromm

Hatirla emi..

Tatli bir omur gibi gitmeye niyetlendin.
Ayrilik atini egerledin inadina.
Git, yeni ulkeler gor, buyulu diyarlarda gez.
Ama benimle eglestigin topraklari da unutma, hatirla emi!


Gittin ey sevgili simdi yollardasin.
Ayin degirmisini basina yastik yapmis uyumaktasin.
Guzel uykular, renkli dusler seninle olsun.
Ama bir zamanlar dizlerimde yattigini da unutma, hatirla emi!

                              Rumi

Can Babadan Gene :)

"Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...
Vuslat da bayramdır öte yandan...
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum"
Bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
 Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram... Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur. Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
 Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.

Arif Baba Serisi (Two)

Arif Babayı her gördüğümde gözüm onun aksayan ayağına takılır ve çocukken ayağını kırdığını düşünürdüm. Bir gün bu merakıma yenik düşüp, Arif Babaya ayağının bu hale nasıl geldiğini sordum.
Arif Baba hatırlamak istemezcesine derin bir nefes çekti, başını salladı. Kanlı gözleri ufukta kaybolan tren misali kapakları içerisinde uzak bir yolculuğa çıktı sanki.
’’Boşver yeğen, kanatma yaramı.’’ dedi.
Onun bu sözü beni daha da meraklandırmıştı. Bir taraftan merakıma yenik düşüp ısrar etmek istiyor, diğer taraftan onun bu yarasını kanatmaya cesaret edemiyordum.
Yılların kurdu Arif Baba, anladı merakımı yenemediğimi. Yaşlılıktan titreyen elleri; öfke dolu gözlerini bana dikti ve anlatmaya başladı.
’’Çok güzel bir çocukluk geçirdim. Memurluğun muteber meslek sayıldığı dönemde babam devlet memuru idi. Düzenli bir gelirimizin olması bizi bulunduğumuz cevrede sosyal ve ekonomik olarak ön plana çıkarıyordu. Yokluk diğer arkadaşlarımı hayata karşı hırslandırırken, varlık beni sahile fırlatmıştı. En iyi okullarda okudum. Ama benim aklım başka şeylerdeydi. Her neyse lafı uzatmayayım, kısacası ailem benim için her ne yaptıysa,ben hepsini elimin tersiyle ittim ve bir baltaya sap olamadım.
Yine babamın desteği ile devlet memuru oldum. Kısa bir süre sonra evlendirdiler, kendi buldukları akrabamızın kızı ile. İki yılda, iki çocuk yapıp başladık kavgaya. Sonu gelmeyen, bitmek tükenmek bilmeyen kavgalara… Aile içindeki huzursuzluk dayanılacak gibi değildi. Çocuklar yüzünden çekip gidemiyordum.’’
Kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı.
’’Hani bir lafı vardır, Hitlerin: Karısından uzaklaşan erkek, alkole yaklaşır. diye… Benimki de aynen böyle başladı.’’ dedi ve tekrar geçmişe daldı, anlatmaya devam etti.
’’Unutuyordum dertlerimi bir süreliğine fakat günü tamamladığım hr kadeh bir sonraki gün yetersiz kalıyordu. Artık çok geçti. Bağımlısı olmuştum bu meretin.
Uzak bir ilçesinde çalışıyordum şehrin. Günde iki otobüsün gelip gittiği bu ilçede, mesai bitiminde bindiğimiz otobüs bir saat sonra şehir merkezine geliyordu. Otobüsten inip her aksam pizlendiğim birahaneye ulaşmam beş dakikamı almıyordu.
Yıllarca bu böyle devam etti. Karbon kağıdıyla yaşanmış ömürler gibiydi benimkisi.
Birahaneden eve gidişimin öyküsü her aksam bir başkaydı. Çok içersem garsonlardan biri beni yer altında bulunan birahanenin basamaklarından çıkartıp yola bırakıyordu.
Hemen orada bulunan taksi durağında taksicilik yapan küçük kardeşim de beni evin önüne bırakıyordu. Evin zilini çalıyor ama kapının açılması bekleyemiyordu korkudan.
Ben bile eşim olacak kadını görmemek için çoğu zaman sokakta yatıyordum. Bu döngü hayatimin rutini haline gelmişti.
Uzun bir yolculuktan sonra birahaneye geliyor, bir kaç dost ile demleniyorduk. Çoğunlukla kendi uydurduğum veya hayatın önüme koyduğu ancak benim dokunmaya cesaret edemediğim acılara lokal anestezi yaptıktan sonra sokağın bir köşesinde veya bana çoktan kapanmış olan evimin kapısında uyanıp ayni günü tekrar ediyordum.
Doğal olarak bu durum ekonomik durumumuzu bozmuş, benim devletten aldığım maaş birahane hesabıma yetişmez olmuş,eşime ve çocuklarıma, ailem ve komşular yardım eder olmuştu.
Para getiremeyen erkek olarak benim evdeki itibarımın ise pencere demirlerinden daha ileri olmadığını zaman içerisinde yaşadığım olaylar nedeniyle öğrenmiştim.
Birgün yine iş çıkışı birahaneye gelmiş bir küçük rakı içtikten sonra hafif çakırkeyf bir halde birahanenin merdivenlerini çıkıyordum. Merdivenlerden inen ise ilkokul arkadaşım Hüseyin idi. Bu kafayla en son ne zaman görüştüğümüzü hesaplamam mümkün değildi.
Birbirimize sarıldık. Ayak üstü gidermeye çalıştık yılların özlemini. Olmadı birlikte tekrar indik aşağıya. Bir büyük rakı söyledik. Kısacası bizim özlemimiz dindiğinde ikinci büyük rakı da dip yapmıştı.
Hüseyin işçi olarak Almanya’ya gitmişti. Uzun yıllar orada çalıştıktan sonra kesin dönüş yapmış, nakliye işi ile uğraşmaya başlamıştı memlekette. Hulasa, birahanenin kapanma saati geldiğinde bizim dertlere karşı mukavemetimiz artmış, gönül kapılarımız ve dilimiz açılmaya başlamıştı. Sarmaş dolaş çıktık birahanenin merdivenlerinden. Ben taksi durağına bakıyordum göz ucuyla kardeşim beni eve bıraksın diye. Bir taraftan da "çok sevindim seni gördüğüme, yine görüşelim en kısa zamanda, arayı açmayalım " içeriğinde veda cümleleri kurmaya başlamıştım.
Hüseyin;
-"Arabam hemen şurada, seni eve ben bırakayım." dedi.
Yok, falan dediysem de ikna olmadı ve yürümeye başladık. Hemen yakında ilçe otobüslerinin de kalktığı (eski puturge garajı) bir otopark vardı. Önünde durduğumuz araç karoseri olmayan bir TIR dı. “Bu ne?” dercesine Hüseyin'e bakarken, o açıklama yaptı.
Almanya’da biriktirdiği para ile bu tır'ı almışmış ve henüz karoserini taktıramamışmış.
Yapacak bir şey yoktu. Kapısını açtı aracın. Oldukça yüksek bir araçtı ve bu kafayla tek başımıza araca çıkmamız mümkün değildi. Önce benim araca çıkmama yardım etti. Sonra ben onu çekerek aracın şoför mahalline çıkardım.
Sonrası tam bir faciaydı. Şehri diğer şehirlere bağlayan çevre yolu denilen yolda saat ikiye ye kadar aşağı yukarı gittik-geldik. Bazen durup ağlıyor, bazen birbirimize sarılıyor bazen de öpüşüyorduk. Uyku, göz kapaklarımıza döşek serdiğinde Hüseyin bizim evin kapısında durdurmuştu aracını. Sarıldık, vedalaştık en kısa zamanda yine böyle keyifli bir gece geçirme temennileriyle.
Kardeşimin taksisinde kalan alışkanlıkla kapıyı açtım ve inmek için ayağımı dışarı uzattım.
Kendime geldiğimde bacağımı alçıya almışlardı. Kalabalık hastane odasında aylarca yattım. Ameliyatların biri diğerini izledi. Ruhumdaki kırılganlık bedenimi bu hale getirmişti. Sonrasında hep amortisörleri bozuk araç gibi yürümek zorunda kaldım.
Gerisi malum… Ben, alkol ve sigara bir aile olduk. Her derdimi ve sıkıntımı onlara anlatıyorum mihnetsizce. Ne zaman Hüseyin gelse aklıma ağız dolusu küfrediyorum.
Kader diyorlar.
Keder oluyor hep bana, bu kader dedikleri.

İLKE

17 Kasım 2010 Çarşamba

Gülümsemek İçin

Aslında hepimiz aynı kaderi yaşayan farklı gözleriz
Gözlerimiz sadece rengiyle benzeşiyor
Aynı eller içinde terliyor bedenlerimiz
Aynı düşlerin farklı uyanışlarıyla farklılaşıyoruz
Kötülükten çıkıyor tüm iyilikler
Tüm sevdalar hasrete dayanıyor
Kavuşmak için ayrılıklar şart oluyor
Oysa kaderin kederle birleşimi nokta günahımız oluyor
Gece nöbetleri, gündüzün gözyaşları, çığlık tutmuş dudaklar
Kuyulardan çıkma sularda durulanıyor bedenimiz
Aydınlıklar arıyoruz kirli yüzümüze sürmek için
Güneş bile karanlıktan doğuyor
Her acı kendi içinde ürüyor
Aşk bile bir bakışta büyüyor
Yetinmekten uzaklaşıp
Uzatabildikçe uzatıyoruz dilediklerimizin dilekçesini
Kısacık ömrümüzü ebedi sayıp 
Ölümü görünce korkuyoruz
Adaleti kaderden,
Derdimizi kederden belleyip susuyoruz
Ömür yarısına gelmeden bıkkın bakışlarımızla yaşıyoruz
Ne yapsak olmuyor, düşlerimiz kuruyor...
Çünkü insan her defasında kaderi kederden sayıyor
Ama bilmeliler ki
Kaderi kederden sıyıranlar gülümsüyor

16 Kasım 2010 Salı

Sapık

Çocuğumuzun da devam ettiği dershane, yeni öğretim yılıyla birlikte bilboardlarda reklama çıkmıştı.
"YGS ek işimiz değil, TEK işimiz" sloganıyla.
Bizde kendi aramızda değerlendirmiş ve beğenmiştik sloganı.
Reklamda, başka bir ayrıntı da dikkatimizi çekmemişti.
Dershanenin Matematik öğretmeni anlatıyor.....
Reklama çıktığımız ikinci gündü. Telefon çaldı açtım.
Bir erkek sesi aynen şöyle bağırıyor;
"Kardeşim burası Konya... Reklama etekli kız resmi koymuşsunuz.
Sizin dershaneye göndereceğim on öğrenci vardı.
Bu reklamdan sonra göndermeyeceğim artık.."
Tabi öğretmenden de cevabını alıyor..
"Kapat telefonu sapık...."
Eve dönerken, bilboarddaki reklama tekrar baktım.
Her sabah aynı bilboardın önünde geçmeme rağmen, ben, o reklamda bir öğrenci olduğunu görmemiştim..
Kız çocuğunun resmi arka plan resmi olarak kullanılmıştı.
Kendimden aşağı düşmemek için sımsıkı sarıldım direksiyona.

İLKE

Mesajj

Oğlumla beraber oturuyorduk.
Telefonuna mesaj geldi.
Okudu gülümsedi..
Merak ettim telefonunu uzattı.
Aynen şöyle yazıyordu..
"canım msj aticam birazdan telefonun sesini kıs bu mesajı alınca da çağrı at bekliyorum."



                                                         iLKE

İyiki Doğdun İyiki Varsın Paşam

İnanırmısın !
Bu saate kadar uyuyamadım
Kaç yasini bitirdigini parmaklarimla hesapladım,
15 yasini doldurup 16 yasina girdiğini gördüm hayretle,
Hani 'cocuklar anne ve babalarının gözünde hic buyumezmis' diye bir söz vardır ya......DOĞRUYMUŞ.....
Seninde benim güzümde büyümek bir yana hala 'bebek oglum' olduğunu farkettim.
Hani kaç gündür sabırla benimle konuşmaya çalışıyorsun ve ben inatla seni dinlemiyorum ya.........
Bunun kafamdaki 'bebek oğlum' imajiyla ilintili oldugunu farkettim.
Finansmanını ben saglıyorum diye;
-Yasamini bloke ettigimi,
-Benim dizayn ettitigim sekilde yasamak zorunda olduğunu düşündüğümü,
-Seni cok ozledigim icin hircinlastigimi,
-Ve burada ifade edemedigim baska bir suru seyi de.......... FARKETTIM
Oncelikle; nasil etkilenecegini ve üzüleceğini hesaplamadan fütursuzca ve gercek olmayan kaba ifadelerle seni anlamamakta inatlastigim icin;
Sonrasinda; tum kirici tavir ve ifadelerime ragmen,
-Saygını ve durusunu bozmadan,
-Baban olduğumu gözardı etmeden,
-Benim kaba tarzıma yönelmeden,
İnatla kendini anlatma ve ortak bir akıl yaratma çabanı gormezden geldigim ve kararlarina saygi gostermedigim icin;
Ve devamında;
Bu mutlu gununde yaninda olamadığım için;
Senden OZUR DILIYORUM paşam
'Farketmez ya baba....' dedigini duyar gibiyim.
Herkese karşı böylemi sin? Bilmiyorum
Ama bu beni kolay affeden tavrının, benim sinirli ve kirici tarzima karsi gelistirdigin bir kendini koruma sureci olduğunu düşünüyorum ve bana karsi bir yontem gelistirmis olman coook hosuma gidiyor.
Kısaca bundan böyle;
Senin kararların, benim kararlarımdır.
Seni seviyorum oğlum
> Nice mutlu yıllara.................
> Sağlıkla,
> Sevgiyle,
> Saygı ile (bu benim icin-senin kararlarina saygi anlamindadir.)
> Başarı ile,
> En önemlisi ' mutlulukla';
> Çünki; > Her ne yapıyorsak mutlu olmak icin yapiyoruz
> Kocaman öpüyor ve doyasıya kucaklıyorum seni
> Hisset bunu PAŞAM


İLKE

Referandum

İş Bankası bankamatiğinde para çekmeye çalışan adam oflayıp pofluyordu, keza biz de sırada...
Banka emeklisi olduğunu söyleyen bir bay "problem nedir beyefendi." diye sordu.
"İstediğim parayı vermiyor, galiba bozuldu!" dedi adam. Emekli bay matiği inceledi ve bir problem bulunmadığını söyledi. Para çekemeyen adam geriye çekildi bir sonraki adam kartını soktu ve istediği 400 küsür lirayı aldı matikten.
Emekli bay, parayı çekemeyen bey'e;
"para azaldıkça kişisel para çekme limitini düşürüyor." diye açıklama yaptı bankamatik hakkında..
Adam tekrar kartını soktu, istediği rakamı yazdı ve parayı çekti...
Banka emeklisi bay, "benimde söylediğim doğru" içeriğinde açıklamalar yapmaya devam ederken, ben, konuyu değiştirerek emekli bey'i rahatlatmak için;
"Referandumundan sonra bankamatikler besmelesiz para vermiyor. Besmele çekmemiş olabilir." dedim ve güldüm. Emekli bey bana baktı ve itiraz etti."Hayır beyefendi bu makinalar eski. Onlardan henüz buraya koymamışlar." dedi.
Ben daha fazla uzatmadım...



              İLKE

Günaha Sokmayın Bizi

Kadın hastalıkları uzmanı olan hanım doktor arkadaşımız anlatıyor....
Uzun yıllar çocukları olmayan hastalarımdan birinin nihayetinde çocuğu olunca bana içerisinde "Olmayana ALLAH çocuk versin" gibi, dua niteliğinde sözlerin yer aldığı bir duvar tabelası göndermişti. Bende nezaketen, tabelayı hastalarımı muayene ettiğim odaya astım.
Bir gün, muayene ettiğim bir hastam evine döndükten sonra beni aradı.
Doktor Hanım, her şey iyi de, odada asılı duran tabelada ALLAH yazıyor.
Biz de, O odada soyunup, muayene oluyoruz. Kaldırın o tabelayı, günaha sokmayın bizi..



                                                              İLKE

Karikatür_zıbarıp uyuyalım

























DUNNING-KRUGER SENDROMU

Televizyon izlerken birilerine bakıp da
"Ya bu adam bu sığlıkla nasılburalara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldumu hiç?
İş yerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?;
onlara bakıp "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:
"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı.
Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimin-dedir.
Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Bitmedi...

Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...
Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayan-lar ise "en alçak gönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:

"İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini veyaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür! Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür.
Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler...
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler...
Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar..."Ne olur fazla mütevazi olmayın!... "Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...

Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı". Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı
Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:

"Dünyanın sorunu,akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır."

GÜVEN

İngiltere'de yargıçların maaşı yoktur.
Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri vardır.
Ingiliz devleti hakimlerine o kadar güvenir.
Bir gün HAKİMİN biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak İSTEDİĞİNİ söylemiş.
Tabii ortalık birbirine girmiş.
Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen
İçişleri Bakanlığı'na, Adalet Bakanlığı'na ve Başbakanlığa telefon etmişler.
Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış:
ÖDEYIN!
Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş.
Hakimden Ertesi gün gelmesi rica edilmiş.
Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış.
Aradan birkaç gün geçmiş. Hakim çıkagelmiş.
Parayi bankaya geri vermek istiyormuş.
Banka yönetimi şaşırıp kalmış.
Hemen Adalet Bakanlığı'nı aramışlar.
Derhal Bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar.
Hakim ;
''Kraliçenin Hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım .'' cevabını vermiş.
Raporlar Bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim azledilmiş.
Adalet Bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış:
''Kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, Devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez .''
Güven çok ince bir çizgidir.
Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey, iki taraflı olmasıdır.

YAMYAM FARE

ESKİDEN GEMİLERDEKİ FARELERİ YOK ETMEK İÇİN İNGİLİZ GEMİLERİNDE UYGULANAN BİR METODDUR. BİR TANE FAREYI CANLI OLARAK YAKALAYIP BOŞ BİR TENEKEYE KOYARLAR VE GÜNLERCE AÇ BIRAKIRLAR. SONRA BİRGÜN YAKALADIKLARI KÜÇÜK BİR FAREYİ BU FARENİN YANINA KOYARLAR. GÜNLERCE AÇ KALMIŞ OLAN FARE BU FAREYİ YER. SONRA BİR DAHA BİR DAHA DERKEN YAMYAM BİR FARE ELDE EDERLER. BU FARE ARTIK İYİCE DE SEMİRMİŞ VE KUVVETLENMİŞ OLUR. SONRA BU FAREYİ GEMİNİN İÇİNE SALARLAR ŞİMDİ ORTADA TEBDİL KIYAFET GEZEN GÜÇLÜ KUVVETLİ BİR YAMYAM FARE VARDIR VE BU FARE RAHATLIKLA DİĞER FARELERİN YANINA SOKULUR VE YAKALADIĞINI YER. BÖYLECE GEMİ FARELERDEN TEMİZLENİR.
BİR NESLİ YOK ETMEK İÇİN UYGULADIKLARI BU METODU, ŞİMDİ İÇİMİZE EĞİTİLMİŞ, SEMİRİLMİŞ, BEYNİ YIKANMIŞ, YAMYAM FARELER SOKULARAK, BİZİ DE YOK ETMEK İÇİN KULLANIYORLAR.
ŞiMDİ ARAMIZDAKİ BU YAMYAM FARELERE DİKKAT.
AKLINI KULLAN YEDİRTME KENDİNİ..

Performans Kriteri Terimleri Sözlüğü

> Motivasyonu yüksek: Sazan gibi her işe atlayan, bilumum angarya yüklenebilir şahsiyet.
> Etkili sunuş yeteneğine sahip: Ortalamanın üzerinde güzel/yakışıklı kişi; cillop gibi
> Beden dilini iyi kullanabilen: "Bi su alabilir miyim" derken kasi gozu oynayan sakat kisilik; Ne yapacağı belli olmaz, dikkat edilmeli
> Problem çözme yeteneği olan: Havuz problemleri çözerek büyümüş oldugundan her konuda çözülecek bir problem arayan, rahatsız mizaçlı kolej talebesi; problem çözebiliyosa, problem de çıkartabilir, dikkatle izlenmesi lazım gelir
> Takım çalışmasına yatkın: Iki eliyle bi seyi dogrultamayan, lakin kalabaligin arasinda kaynamayi becerebilen ve is yapiyo imajı çizebilen; çakal
> Stresle başa çıkabilir: Dünya yansa umurunda olmayan rahat kişilik, gevşeklikte ve lakaytlıkta sınır tanımayan
> Zamanı iyi kullanan: Müdürünün ruhu bile duymadan, mesai saatleri içinde kahve içip fal baktıran, internette gezip solitaire oynayan, icabında kuaföre gidip saç-baş bile yaptıran yaratici, neşeli, eğlenceli kişilik; bir de saat 6 oldu mu bi dakka bile durmaz ve çıkar gider bu tipler.
> Değişime açık: Yalaka, bukalemun, fırıldak kişilik
> Koç'luk yapabilir: Ara gaz verip çalışanları bedavaya çalışmaya ikna edebilen hin oglu hin.
> Etkili satış becerilerine sahip: Agizlarindan girip burunlarindan cikmak suretiyle, müşterileri kandırmayı başarabilen tilki şahsiyet; herşeyi satabilir bu tipler, sizi de satabilir,dikkatli olun.
> Müşteri odaklı: Şirkete karşı müşterilerle ittifak yapan hain tip; brütüs.
> Temsil yeteneği olan: Her toplantıda basına demeç veriyormuşçasına havalara giren, kendini bi birşey sanan,
> Uyumlu: Suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan silik kişi, TRT'nin beraber ve solo şarkılar korosunda 30 yıl soloya çıkmadan durabilir.
> Disariya acik bir kisilige sahip: Surekli ofis disinda
> Iyi iletisim becerilerine sahip: Surekli telefonla konusur
> Ortalama bir eleman: Kafasi pek basmaz
> Ustun niteliklere sahip: Simdiye kadar onemli bir hata yapmadi
> Isi her zaman birinci onceliktir: Flort bulamayacak kadar cirkin
> Sosyal hayatinda aktif: Surekli kafa ceker
> Ailesinin sosyal hayati aktifdir: Esi ve cocuklari da kafa ceker
> Bagimsiz calisabilir: Kimse tam olarak NE is yaptigini bilmez
> Suratli dusunur: Iyi bahaneler uydurur
> Dikkatlice dusunur: Karar veremez
> Mantigini iyi kullanir: Isi baskasina yaptirir
> Kendini cok iyi ifade edebilir: Turkce konusabilir
> Liderlik yeteneklerine sahiptir: Uzun boyludur veya bagira cagira konusur
> Gelecegi cok iyi okur: Bayagi sanslidir
> Nesesi yerindedir: Belden asagi bir cok fikra bilir
> Kariyerine cok onem verir: Adami arkadan bicaklayabilir
> Sadiktir ve guvenilirdir: Baska yerde is bulamamistir...