Bence senin aşkın yalanmış, ben yalanmamışı severim..
18 Ekim 2010 Pazartesi
Malatyalı Fahri Kayahan
Nazlı yare fiske ile taş attım
Geri döndü bana delisin dedi
Bir buse istedim al yanağından
Çevirdi dirseğin alırsın dedi
Bir mine gerdanı boyudur yüce
Hayın genç ömrümü çürüttün koca
Dedim ey kız konak eyle bir gece
Ecelin yetmeden ölürsün dedi
17 Ekim 2010 Pazar
KARTALIN YENİDEN DOĞUŞU!
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya baslar.
Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya baslar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 veya daha uzun sureli bir yasam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Kendi yaşamımızda tekrar tekrar yeniden doğuş sureci yasamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.
'Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için hedefime doğru ilerliyorum.'
İmdaaat, ailem beni öldürüyor!
On altı yaşındaki biricik kızınız, bir doğum günü partisine gitmesine izin vermediğiniz için krize girip, evin bütün camlarını indirdikten sonra polisi arayıp, 'İmdaaaat! Ailem beni öldürüyooorrr!' ihbarı yapsa ne hissedersiniz? Gerçek olamaz gibi geliyor ama hafta sonu, bir arkadaşımın başına gelen aynen bu... Gece yarısından sabaha kadar polis polis, hastane hastane gezmek zorunda kaldılar anne-baba-çocuk.
Oturdukları nezih sitede yer yerinden oynadı. Yüksek aidatlı mutlu aileler birliği derin yara aldı. Yakın akrabalar gözyaşına boğuldu. Anne, on yaş birden yaşlandı. Baba... Olayda en perişan olan kişi; kızının artık onu sevmeyeceğinden korkuyor! Korkmak ne kelime, tir tir titriyor. Acı çekiyor. Büyük bir acı...
SON MODEL KIZ BABALARI
Şimdiki babalar kızlarına aşık. Haklılar. Belki de hayatlarına giren en güzel, en havalı, en fettan kız o... Bir zamanlar reddedildikleri ilk aşklarından bile daha güzel... 'O'nun en sevdiği, en bağlı olduğu erkek olmak bambaşka elbette... 'Aşk' bu işte! Fakat ergen yasaları devreye girdiğinde tüm devreler yanıyor. Bir bakıyorsunuz, biricik prensesiniz sizden nefret ediyor! Aşkın yıkamayacağı hale gelene kadar akla karayı seçmiş, sapasağlam ayakta durmuş... Fakat prensesinden yediği yeniyetme tekmeleriyle nakavt olmuş nice kapı gibi baba var... Yüzlerindeki derin kederden tanıyabilirsiniz onları... Kızlar, kalp kırmaya babalarından başlarlar... Usul öyledir; onların acısı, bizim zaferimizdir. ..
Biz gene, altı üstü 'çocuk'tuk. Şimdikiler resmen, 'dünyayı kurtaran adam/kadın' namzeti... Şimdiki zaman ebeveynlerinin yediği kazık daha büyük o yüzden. Çünkü hepsi, 'numune' birer çocuk yetiştirdiklerinden emin. Dünya onların çocuğunun etrafında dönüyor.
PATRON ÇOCUK - İŞÇİ AİLE
Biz büyürken 'Ben annem gibi olmayacağım' modası vardı. Bir gün annem bulaşık yıkarken, mutfak tezgahına zıplayıp oturdum ve o iğrenç ergen alaycılığımla, 'Biliyor musun, ben senin gibi bulaşık yıkayarak geçirmeyeceğim hayatımı' dedim. O kadar alındı ki annem... Dolan gözlerini göstermemeye çalışarak, 'Kötü bir şey değil ki yaptığım' diyebildi... Üstünde durmadım, çünkü ben de kötü bir şey söylediğimi düşünmüyordum... Zamanın ruhu öyleydi.
Özgürlüğe aç neslimiz büyüdü, evlendi, üredi ve 'şimdiki zaman ebeveynleri' kolonisini kurdu işte; 'Ben annem/babam gibi olmayacağım' ebeveynleri. .. Çocuklarını, bütçelerini kat kat aşan okullara göndermek uğruna; yüksek limitli kredi kartları karşılığında hayatlarını ipotek ettiren... Çareyi, çocukları aracılığıyla sınıf atlamakta gören anne-babalar. Olmak istedikleri kişiyi yetiştirmeye yeminli çiftler...
Evlatlarını hayata 'avantajlı' hazırlamak ve mutlu etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Sonsuz sevgi ve samimiyetle, üzerine titriyorlar. İyi anne-baba olmak için bütün hünerlerini sergiliyor, yetmediği yerde tereddüt etmeden kendilerini aşıyorlar. Çocuğun isteklerini beş yıldızlısından karşılamak birincil görevleri ve bunu, can-ı gönülden yapıyorlar. Biricikleri; sevildiğinden, güvende olduğundan, ailesinin her daim arkasında olduğundan emin bir şekilde büyüyor. Ama ergenlik gelip çattığında; şirret bir 'patron'a dönüşüyor o çocuk! İstekleri aksatıldığında ya da 'bütçe'den bahsedildiğinde ortaya çıkan 'cadaloz'un karşısında ezilip büzülüyor anne-baba.
Kendi başına barınabilecek ya da karnını doyurabilecek durumda olmayan, ebeveynlerinin imkan ve hizmetlerine muhtaç, yeniyetme bir patron! Ve ona her şey dahil hizmet/eğlence sunmakla görevli, zavallı ailesi...
YARIN NE OLACAK?
En fenası da; bu numune çocukların, popüler olmayan hiçbir şeyi kendilerine layık bulmamaları.. . Kılık kıyafetten gidilen mekanlara/kurslara/ tatillere, alınan cep telefonundan bilgisayara, bikiniye kadar böyle... Onlar, her şeyin en iyisini hak ettiğine inandırılarak yetiştiriliyorlarsa. .. Suç kimde? Peki, yarın mezun olduklarında; hangi iş, hangi ofis, hangi maaş, hangi aşk, hangi hayat kesecek onları? Beş yıldızlı çocukluktan sonra adım atacakları gerçek dünya yetecek mi bu biriciklere?
'Böyle bir dünyaya çocuk getirmek' tartışması mazide kaldı sonuç olarak, sevgili okuyucu. 'Bu dünyanın tozunu atacak bir çocuk yetiştirebilecek miyim?' derdine düştü artık ebeveynler. Fakat ilkel ergenlik dürtüleri bütün planlarını bozuyor. Çünkü bir ergenin, tüm zamanlardaki tek isteği; ailesinden kurtulmak! Yasalar böyle...
KESİN İNANÇLILAR (KİTLE HAREKETLERİNİN ANATOMİSİ)
KİTABIN KONUSU: Çeşitli insan tiplerinin kitle hareketlerine neden katıldığı ve bu hareketlere neden inandığı konusu üzerinde durmaktadır. Ayrıca kitle hareketlerinin hangi şartlarda ve durumlarda ortaya çıkabileceği bu hareketlerin insanları nasıl etkileyeceği , kişilerin bu kitle hareketleri içerisinde yer alma nedenleri bu kitap ta anlatılmaktadır. KİTABIN ÖZETİ: Hayal kırıklığına uğramış kişi için bir kitle hareketi ya bütün benliğin değişmesi imkanını vaat eder veya gaye , ümit , güvenme , öğünme ve değer gibi nitelikler vaat eder. Bir hareket ne kadar makamlar kurar ve mevkii dağıtırsa o kadar daha düşük kalitede kimseleri kendine çeker ve sonunda bu siyasi askıntılar başarılı bir partiyi öylesine sararlar ki başlangıçtaki hareket , artı k ilk idealistler tarafından tanınmayacak hale gelir . Bir kitle hareketinin durdurulması , o hareketin yerini almak üzere başka bir hareketin geliştirilmesi veya ortaya çıkarılması ile mümkündür.Örneğin Katolikliğin kitle hareketi ruhunu canlandırdığı bir ülkede , kominizmin yayılması önlenmiş olur. BİRLİKTE HAREKET VE NEFSİNDEN FEDAKARLIK : Bir topluluğun karakter ve kaderi çoğu kez onun en kötü elemanları tarafından belirlenir.Bir ulusun az etken olan çoğunluğu orta bölümdedir.Bu vasat insanlar en iyi ve en kötü olanlar tarafından etkilenir ve biçimlendirilir. Avrupa ülkelerinde toplumu rahatsız eden kişilerin bir okyanusu aşarak yeni bir kıta da yeni bir dünya kurmaları tarihin bir cilvesi değildir, bu yeni dünyayı ancak böyleleri kurabilirdi. Fertlerin yaratıcı gücü kayboldukça , bir kitle hareketine katılma eğilimlerinin gittikçe belirli bir şekilde arttığını görmek enteresandır.İçindeki yaratıcılığın gittikçe kuruması sebebi ile gerileyen yazar, sanatkar ve ilim adamları er geç ateşli vatanperverlerin , ırkçılık simsarlarının ya da mukaddesatçıların kamplarından birine sürükleneceklerdir. Kitle hareketlerine potansiyel taraftar olmaya en uygun kişi , kendinin , küçük , anlamsız ve yoksul olan yönlerini maskelemek üzere içine karışacağı ve içinde kişiliğini eriteceği bir topluluktan , yoksun olan kişilerdir.Aile , kabile , vatan vs. bağlarının zayıfladığı ve çöküntü halinde olduğu bir yer bulan kitle hareketi derhal oraya sokulur ve meyvelerini toplamaya başlar. Bu bağların kuvvetli olduğu yerlerde ise bunları koparıp zayıflatmak için hücuma geçer. Bir kitle hareketinin başarılı olması için daha ilk anlardan itibaren kapalı bir teşkilat kurması ve bütün taraftarlarını bu teşkilat içinde eriterek teşkilatın ayrılmaz bir parçası haline getirebilecek güce sahip olması gerekmektedir.Bir yeni kitle hareketinin yaşayıp yaşayamayacağını , onun doktrinindeki gerçek payından ve vaatlerinin uygulanma kabiliyetinden çıkarmaya çalışmak boşunadır.Anlaşılması gereken bir olgu varsa o da söz konusu teşkilatın, hayal kırıklığına uğramışları hangi süratle ve ne derece etkili olarak bünyesinde eriteceğidir. Topluma uyamıyan kişiler huzursuzdur, tatminsizlik içindedirler.Gayelerine ulaşıncaya kadar en güzel yıllarının ziyan olacağı endişesi içindedirler.Bunlar , aldatıcı bir kitle hareketinin çağrısına hazır olmakla beraber her zaman vefalı taraftarlar olamazlar. Dini ve devrimci hareketlerin bir kitle hareketi durumuna geçip geçemeyecekleri, ortaya attıkları doktrinden (öğreti) ziyade fedakarlık ve beraberlik sağlamak için giriştikleri çabanın derecesine bağlıdır. Bir şahsı nefsinden fedakarlık yolunda geliştirmek için , ferdi kimliğinden ve şahsına özel başkalıklardan ayırmak gerekir.Her şey den önce, asla bu kimse kendini yalnız hissetmemelidir.Bir ıssız adada olsa bile bağlı olduğu grubun gözlerinin kendi üstünde olduğunu hissetmelidir.O kimse için , bu grubun haricine çıkarılmış olmak , hayatının yok olması ile eşit sayılmalıdır. Bir kişi işkence veya imha edilme durumuna düştüğü vakit kişisel kuvvetine güvenmesi imkansızdır. KİTABIN ANA FİKRİ: KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Yaşamının hiç bir döneminde bu insanlardan ayrı düşmek istemeyen Eric Hoffer kitaplarının yayınlanması , TV programlarına konuk olarak çağrılması üzerine meşhur bir insan oluyor ama hiçbir zaman bu arkadaşlarından ayrılmıyor.Kesin İnançlılar adlı eser uzun yıllar üniversitelerin bir çok bölümünde yardımcı ders kitabı olarak okutulmuştur. |
ERİC HOFFER |