27 Şubat 2012 Pazartesi

OSMANLIDA BIR KABINE KRIZI

Hakani Mehmet Bey, kelimenin tam anlamiyla divan efendisi ve divan sairiydi. Osmanlinin her turllu idari ve siyasi gorusmelerinin yapildigi divanda alinan kararlari zapta gecirmekti gorevi.

Evindeki divanda cok oturmaya vakti yoktu ama siirlerini derledigi bir divani vardi.
Fuzuli kadar olmasada arada sirada bu divan sayfalarina guzel gazeller yaziyordu.

Edirnekapi civarinda katipler icin ayrilan lojmanda oturuyordu.

Hazreti Muhammedin ruh ve bedeni guzelliklerini anlatan 'Hilye-i Saadet' adli mustesna kitabi yazigi vakit, Fatih Sultan Muhammet Han, kendisine telif ucreti olmak uzere cizye kabilinden bir hediye vermek istemis.
Ancak boylesi guzel bir kitaba ne verse yetersiz kalir diye dusunup 'SORULA', 'NEYE IHTIYACI VARSA O VERILE' diye buyurmus vezirlerine.
Vezirler 'dile bizden ne dilersen' diye sormuslar Hakani Mehmet bey'e

O dahi 'ozur dilerim, ben yazdigim kitabin caizesini ote dunyada efendimiz'in (S.A.V) bizzat kendisinden dileyecegim. Burada birsey almayi ucuzluk sayarim!' demesin mi?
Israrlar faide vermeyince bir kabine krizi cikmis sarayda.
'Bunu hunkara nasil soyleriz!' Endisesiyle israr etmisler birsey istemesi icin. 'Hunkar emridir geri cevrilmez!' demisler.
Mehmet bey'in dedigi dedik, bir sey istemez, vezirler de 'mutlaka isteyeceksin!' diye neredeyse falakaya yatiracaklar zavalliyi.

'Bari herkesin gonlu olsun,' diye, 'artik yaslandim, eger mutlaka bir ihsanda bulunulacaksa yagmurda camurda evime giderken pek muskilat cekiyorum, ata binmeme musade buyrulsun!'
'Tamam! Derhal sana bir at alalim!' demisler.
Ne var ki, buna da yeniceri agasi itiraz etmis. 'Nizam-i alemdir, sehir icinde at ile dolasabileceklerin rutbeleri ve kimlikleri bellidir, kadim toreyi korumak vazifemdir, zinhar olmaz!'

Sonunda Mehmet bey'e Sirkeciden Cigaloglu Sinan Pasa'nin koskune cikan yokusta bir ev satin alinip iki gun icinde Edirnekapisindaki hanesi buraya nakletmisler de herkes rahat bir nefes alip hunkara fedback yapabilmisler.

23 Ocak 2012 Pazartesi

De (dem)

Rahmetli dedem, ninemi umreye götürmeye karar vermişti.

Döndüğünde dedem anlatıyor.

-Tam kebeye dokunmamıza bir metre bir mesafe kalmıştı. Ninen arkadan seslendi “dur hele herif!”

Ses tonundan bir aksilik yapacağını anladım ve yüz mimiklerimi okumasın diye arkama dönmeden sordum.

- “Durulacak zaman mı şimdi! Tam tavafın ortasındayız?”

-“Dinine, imanına, bu mübarek yerin hatırına doğruyu söyle; “beni hiç aldattın mı?”

Damağım kurudu, dilim damağıma yapıştı , bir an yutkunamadım.

İçimden, “yine yapacağını yaptın len karı” diye kızarken, bir taraftan da ne cevap vereceğimi düşünüyordum.

Dedim ki içimden; “hikmetinden sual olmaz rabbim! Sen  affedersin ama bu karı beni affetmez.”

“Bu yaştan sonra kalırım ortada”

Kalbimi göstererek,

- “Senin yerin burası hanım! Olur mu hiç öyle şey ” dedim.

 

20 Ocak 2012 Cuma

De (dem)

Rahmetli dedem ile ninemin, zaman zaman eski harmanları savurduklarına tanık olurdum.
Atmış  yaşını aşmış ninemin hala kıskançlık ettiğini görür ve şaşırırdım.
Dedem bir taraftan, muzır muzır gülerken bir taraftan da ninemi teselli edercesine kalbini göstererek “Hanım! Hanım! Senin yerin burası..” derdi..
Ninem biraz gülümsemeye  başlayınca da, onun göreceği şekilde elini aşağı doğru savurarak  ancak duyamayacağı bir sesle  tonu ile  “Gerisi belden aşağı” derdi…