Malmüdürlüğünde çalışıyordum o zamanlar. 1993 desem çok sapmaz sanırım tarih. Arif Baba; muhasebede çalışan karikatür tipli babamızdı. Hani öyle adamlar vardır ya hayatta, garibanlığını bir kilometrede hissedersin ve o yüzden doğal “BABA” dır, onlar. İşte Arif Baba da onlardandı. O bizim Arif Babamızdı.
Arif Babanın gözleri, hep kanlı olurdu. Beş dakika boş zaman bulsa hemen gider “Sadık’ın Lokantası” nda bir tek atar gelirdi. Sigarası hiç sönmezdi. Çakmak kullandığını hiç görmedim, biriyle diğerini yakardı.
Herkes severdi Arif Baba’yı. O, gözleriyle gülerdi. Tek atmadığı zamanlar, birini sevip sevmediğini gözlerinden anlardım. Bende severdim Arif babayı. Onun da beni sevdiğini hissederdim. Selamını esirgemezdi kimseden. Bugün dahi “hayatında tanıdığın en gariban/kalender insan kim? deseler, bendeki cevap tek’tir “ARİF BABA”
Kendinden başkasına zararı yoktu. Devletten aldığı maaşla ay sonunu getiremezdi. Yanımızda beş dakikadan fazla oturdu mu anlardık ki Arif baba “ödünç nafaka” peşinde. Para bulamadığı zamanlarda küçük stratejiler izler. Kişilerin birbirine olan kırgınlıklarını kullanarak fon yaratırdı kendine.
Malmüdürlükleri, Maliye teşkilatının ilçe yapılanmasıdır. Genellikle İlçe Hükümet konağının içerisinde bulunur. Nüfus Müdürlüğü, Özel İdaresi Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü vs gibi. Çalıştığımız ilçede malmüdürlüğü girişin hemen üstü, nüfus müdürlüğü ise en üst kat, yani dördüncü kattaydı. Arif babayla hükümet binasının giriş kapısında karşılaştık. Gözleri her zamankinden daha kanlıydı. Bir tekle kalmadığı her davranışından anlaşılıyordu.
-“Remzi’nin yanına çıkalım yeğen..” deyip koluma girdi ve merdivenlerde çıkmaya başladık…
Bir elinde sigarası yanıyordu. Dördüncü kata çıktığımızda nefes nefese kalmıştı.
—“Oğlum Remzi, şu bizim kütüğü aç!” diye bağırdı.
Afallamış, Arif babanın kütüğe niye bakacağını anlamamıştım. Remzi Bey ise “bunu niye getirdin?” dercesine kaş göz işareti yapıyordu.
Remzi bey;
-“Ne olacak ki kütüğe, her gün gelip bakıyorsun Arif baba” diye sordu?
Arif baba çookk sinirlenmişti. Verdiği cevabı bugüne kadar hiç unutmadım.
- “Sana güven olmaz oğlum! Silersin bizi kütükten”, dedi.
Hem garipsemiş hem de hoşuma gitmişti diyalogları… Remzi Bey, koca kütüğü bankın üzerine koydu. Arif babanın kayıtlı olduğu sayfasını açtı. Arif Baba parmağıyla her aile ferdinin üzerinde durarak kontrol etti.
Baba ve annesinin kayıtları üzerinde parmağını gezdirirken farklı şeyler yaşadığı anlaşılıyordu. Gözleri doldu. İki damla yaş yanaklarından süzüldü. Sanki mezarlarında onları ziyarete gelmişti.
Remzi beyin defalarca yaşadığı bir sahne olduğu belliydi.
- Hem kim silecek senin kaydını, her gün gelip kontrol etmenden bıktım valla! Baksana, zaten doğru dürüst adam da yok ailende, hepsi “Hallo, Cello” diye söyleniyordu kendi kendine.
İLKE
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.