22 Ekim 2010 Cuma

Acele karar vermeyin..


       
        Öykü ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer... Lao Tzu bu
        öyküyü çok sever, anlatırmış...
        Köyün birinde yaşlı bir adam varmış. Çok fakir... Ama kral bile onu
        kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki... Kral at
        için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam
        satmaya yanaşmamış... 'Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan
        dostunu satar mı?' dermiş hep...
       
        Bir sabah kalkmışlar ki, at yok... Köylü ihtiyarın başına toplanmış.
        'Seni ihtiyar bunak! Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları
        belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.
        Şimdi ne paran var, ne de atın' demişler. İhtiyar 'Karar vermek için
        acele etmeyin' demiş. 'Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan
        ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir
        talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu
        olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.'
        Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler.
       
        Aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş... Meğer
        çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12
        vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp
        ihtiyardan özür dilemişler. 'Babalık' demişler. 'Sen haklı çıktın.
        Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu
        senin için. Şimdi bir at sürün var.' 'Karar vermek için gene acele
        ediyorsunuz' demiş ihtiyar. 'Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.
        Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz
        bilmiyoruz. Bu daha başlangıç... Birinci cümlenin birinci kelimesini
        okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?' Köylüler bu
        defa açıktan ihtiyarla dalga geçmemişler ama, içlerinden 'Bu herif
        sahiden gerzek' diye geçirmişler.
       
        Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek
        oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul
        şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler
        ihtiyara... 'Bir kez daha haklı çıktın' demişler. 'Bu atlar yüzünden
        tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası
        da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın' demişler.
        İhtiyar 'Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz' diye cevap
        vermiş. 'O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.
        Ötesi sizin verdiğiniz karar... Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle
        küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla
        bildirilmez.'
       
        Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.
        Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış.
        Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün
        gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın
        kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp
        köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara
        gelmişler. 'Gene haklı olduğun kanıtlandı' demişler. 'Oğlunun bacağı
        kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye
        dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil,
        şansmış meğer.' 'Siz erken karar vermeye devam edin' demiş, ihtiyar.
        'Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim
        oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih,
        hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.'
       
        Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış: 'Acele karar vermeyin. O
        zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına
        bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması
        halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi
        durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme
        halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla
        sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken,
        başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin
        hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.'

       
       



1 yorum:

  1. kendinizi ne güzel onarıyorsunuz, herkes bunu yapabiliyor mudur, yapacak güçte bırakılmışlar mıdır dersiniz....

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.